|
Toplu İğneler
(öykü, Çitlembik yayınları, 2010)
"Son nişanın bu işte. Hayatta ne
olabildiysen, bu toplu iğnede. İsmin buydu. Artık buradasın. Bu
toplu iğneli isme bakıp ağlayanlarsın sen. Bu odaya seni aramaya
gelenlersin. Sana üzülenler kadarsın. Yapabileceğin en büyük
kariyer, bu iğnenin ucunda." 'Toplu
İğneler' öyküsünden
"Kafede oturup Ege meltemlerinin
gezindiği Kıbrıs Şehitleri Caddesi'ni, akşamları Alsancak'ın ılık
şıklarını, yazacağı mısralar için dost renkler sunan bir palet,
İzmir sokaklarında mırıldanacağı inci inci şiirlere hayat veren bir
tablo gibi izlemeyi severdi. Ruhunda saklanan sözcükler, köşesine
oturduğunda günün ışıklarıyla seslenirdi. Bazen taze sabahlar akardı
mısralarından, bazen yorgun akşam kemanları ve yalnızlık."
'Ilık' öyküsünden
"Vitrinlerle kaplı pasajın parlak,
kahverengi sessizliğinde telefon kabinine yürüdüm. Bir ilan
çıkardım, Ertan'ın resmine bakıp sesimi ayarladım, söyleyeceklerimi
düşündüm. Ertan'ın ümit dolu sesini, babasının gayretli, canını
dişne takmış sözlerini hayal ettim. Telefona kartı taktım, numarayı
tuşladım, gerisini pasajın sessizliğine bıraktım."
'İlanlar' öyküsünden
|